24 Ocak 2010 Pazar

Bir Fotoğraf Karesi ve Diplomatik Skandalın Teknoekonomisi


Geçtiğimiz hafta İsrail’de yaşanan diplomasi skandalında, “tek bir kare fotoğraf” ne çok şey anlatıyordu, öyle değil mi? Bir tarafta, “one minute”un hırsını üstünden atamamış ve saldırmaya hazır bir aslan gibi “yükseklerden” bakan İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon ve yanındaki yetkililer. Diğer tarafta ise, ezilmiş-büzülmüş, elini ayağını nereye koyacağını şaşırmış, bir başına ve köşede sıkıştırılmış Tel Aviv büyükelçimiz Oğuz Çelikkol. “O” fotoğrafa “sıradan bir bakışla” şu tespitleri yapmak ise en kolayı olsa gerek: “Türkiye’ye yakışmayan bu diplomat bizi nasıl temsil ediyor?”, “Büyükelçinin skandal duruşu” vs.“O” fotoğrafa defalarca baktım. Çelikkol aldığı eğitimin ve mensubu olduğu kurumun getirdiği niteliklerin ötesinde, kişisel olarak da oldukça “naif ve kibar” bir insana benziyor. Her ne kadar Başbakan Erdoğan, kendi üslubuyla çok da örtüşmeyen böylesi bürokratları “Monşerler” olarak nitelese de, Türk Dışişleri’ndeki bu yapıyı kolayca değiştirmek mümkün değil. Çelikkol kendi ifadesiyle, görüşmede içine düşürüldüğü o çirkin tezgâhı sezebilmiş olsa ve İbranice söylenenleri anlayabilse, gereken yanıtı vereceğini belirtiyor. Eminim ki bu yanıt, Başbakan Erdoğan’ın “one minute” üslubundan çok farklı, kendince “naif ve incelikli” bir yanıt olurdu. Dolayısıyla bana göre bu mesele “kişilerin kaba üslupları ya da kötü niyetli ve tuzaklarla dolu intikam alma tezgâhlarının ötesinde” bir anlam taşıyor. Ve bu fotoğrafı doğru okumak gerekiyor.

Ben o fotoğrafa baktığımda, birçok bakımdan Türkiye’ye tepeden bakmayı “kendince haklı bulan” bir İsrail’i görüyorum. Her ne kadar yaşanan son küresel kriz ve Filistin topraklarını işgal altında tutmanın getirdiği maliyetler İsrail ekonomisi üzerinde ciddi sıkıntılar yaratmaya başlamışsa da, kurulduğundan bu yana geçen altmış küsur senede İsrail çölde tarımdan, bilişim teknolojisi ihraç eden güçlü bir ekonomik yapıya kavuşmuş durumda. Bu yazıda İsrail övgüsü ya da yergisi yapmamaya özen göstererek, bu gücün en önemli kaynağı olduğunu düşündüğüm “bilim ve teknolojiye dayalı kalkınma anlayışını”, yani “teknoekonomi politikalarını” temel çizgileriyle vermeye çalışacağım. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi web sitesinde yayınlamış olan ve Dan Izenberg tarafından kaleme alınmış, “Science and Technology in Israel” başlıklı makalede bu konuyla ilişkili dikkat çekici bilgilere rastlıyoruz. Günümüz itibariyle İsrail, GSYİH, kişi başına gelire dayalı yaşam standartları, yaşam beklentisi ve eğitim standartları gibi alanlarda dünyanın üst sıralarındaki ülkeleri içinde bulunuyor. Bu gelişmenin çok önemli bir bölümü “uygulamalı bilimler ve teknolojideki yenilikçi yeteneklerden” kaynaklanıyor. Neredeyse doğal kaynak yoksunu bir ülkede başından beri “ileri düzeyde eğitim ve bilimsel araştırmaya” özel önem verilmesi söz konusu. Ülkenin en sorunlu olduğu dönemlerde “eğitim ve bilimsel altyapının birleşimi” “kalkınmaya yönelik itiş” adına beklenmedik bir “yaratıcı sentez” oluşturmuş. Bu sentez, İsrail gibi bir ülkenin varlığı için iki kritik alan olan, “askeri altyapı” ve “tarım” sektörünün gelişimine yol açmış.1950’li yıllarda Araplara karşı dışardan silah bulmada yaşanan güçlükler, İsrailli liderleri kendi silahını yapma arayışına itmiş. 1951 yılında hükümet “İsrail Aircraft Endüstrisi’ni başlatmış ve İsrail Teknoloji Enstitüsü (Technion) bünyesinde uçak mühendisliği bölümü açılmış. Bunun yanı sıra hızla artan nüfusa karşılık gıda üretimini artırmak için “damlama sulama”, “agromekanik donanım” ve son olarak “bitki genetiği kullanımı” gibi “tarımsal yeniliklerle” hastalıklara daha dirençli mahsul ve daha verimli üretim yapılabilmiş.

“Listgil ulusal teknoloji stratejisi”nin kurumsal ve altyapısal tüm gerekleri daha İsrail bağımsızlığını kazanmadan önce gerçekleştirilmeye başlanmış. İsrail Teknoloji Enstitüsü-Technion-(1924), Kudüs İbrani Üniversitesi (1925), 1946’da kurulan Weizmann Bilim Enstitüsü’nün kökenini oluşturan Sieff Enstitüsü (1934) gibi üst düzey akademik kurumların bir kısmı, Filistin’deki Yahudi cemaati (Yishuv) tarafından kurulmuş. Filistin’deki İngiliz manda hükümeti döneminde bilimsel gelişmeyi sağlamak için bir dizi kamu araştırma enstitüsü oluşturulmuş. Bunlar arasında Hidroloji Enstitüsü (1931), Kamu Sağlığı Laboratuarları (1937), Yapı Test İstasyonu (-ki bu kurum sonradan “İsrail Standartlar Enstitüsü” adını almıştır) ve “Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Kurulu” öne çıkmış. İngiliz mandası altında, yeni araştırma projelerini koordine ve teşvik etmekten sorumlu olan “Bilim Konseyi”, 1949’da İsrail Hükümeti tarafından yeniden yapılandırılmış. On yıl kadar sonra Konsey, bilim politikası ve önceliklerinde hükümete tavsiyelerde bulunan ve öncü bilim adamları, mühendisler, sanayiciler ve çeşitli bakanlıkların “baş bilim adamları” gibi unsurlarından oluşan “Ulusal Araştırma-Geliştirme Konseyi” ile yer değiştirmiş.

1968 yılında hükümet “bilime-dayalı yüksek teknolojili sanayileri” desteklemek ve teşvik etmek için “tarım”, “iletişim”, “savunma”, “enerji”, “sağlık”, “sanayi ve ticaret” gibi çeşitli bakanlıklarda “baş bilim adamı” bürosu kurmaya karar vermiş. 1984 yılında, bilim-temelli ihracata yönelik sanayileri geliştirmek, istihdam yaratmak ve ödemeler dengesini iyileştirmek amacıyla “Endüstriyel Ar-Ge’yi Teşvik Kanunu” çıkarılmış. Günümüzde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın “Baş bilim adamı” bu yasanın uygulamasından sorumlu olup, ürünlerini ihraç etmek isteyen sanayicilere Ar-Ge hibesi sağlamaktadır. Bu yolla her yıl yaklaşık dört yüz milyon dolarlık bir fon Ar-Ge projelerini desteklemek için kullanılmaktadır. 1960’lara gelmeden ileri teknoloji ve eğitimle ilişkili kritik yatırımlarına büyük ölçüde başlamış olan İsrail, günümüzde 2000’e yakın Ar-Ge tabanlı şirketi olan, GSMH’nın yaklaşık %4’ünün sivil Ar-Ge’ye ayrıldığı, mühendislik açısından ciddi gelişmeler sergilemiş bir “yüksek teknoloji ülkesi” konumuna gelmiştir. İsrail’in gelişiminde hiç şüphe yok ki ABD yardımları ve Yahudi diasporasının desteğinin etkisi yadsınamaz. Ancak İsrail devletinin içsel teknolojik yetenekleri geliştirmeye yönelik “teknoekonomi politikalarını” da göz ardı etmemek gerekir. Sonuç olarak 7 Mayıs 2008 tarihli Şalom Gazetesi’nde belirtildiği gibi, tüm ileri teknolojik gelişmelerin desteklendiği ve halkın bunları hayatına soktuğu İsrail’de, Ar-Ge destekleri ve yabancı yatırımın da etkisiyle ülke “elektronik-bilişim ve silah teknolojileri laboratuarı” konumuna gelmiştir. Çöl koşullarında sınırlı kaynakları olan bir ülke son otuz yılda yeni yüzyılın teknolojilerini ihraç eder bir noktaya ulaşmış ve yüksek teknoloji alanında büyük atılımlar yapılırken, sosyoekonomik olarak da yeni bir yapılanmaya yol açılmıştır

Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerine geldiğimizde; özellikle savunma sanayinde yaşanan gelişmelere, İsrail’in “teknoloji üreten”, Türkiye’nin ise “teknolojiyi yalnızca transfer edebilen” bir ülke olduğu gerçeği damgasını vuruyor. 18 Ocak 2010 tarihinde Bianet.org sitesinden elde ettiğimiz bilgilere göre, Türkiye ile İsrail arasında savunma sanayisinde işbirliği 1990'lı yıllarda başlatılmıştır. Bugüne kadar on üç proje bitirilmişken, altı proje devam etmektedir. Tamamlanan projeler arasında 1995'te imzalanan F–4 ve 1998'de imzalanan F–5 uçaklarının modernizasyon projeleri bulunmaktadır. Diğer taraftan 2002'de başlanan M–60 tank modernizasyonu kapsamında yüz elli altı tankın nihai kabul işlemleri Kayseri'de tamamlanmış; kalan on dört tankın işlemlerinin de şubat sonuna kadar tamamlanması beklenmektedir. Dolayısıyla hali hazırda M–60 tanklarının modernizasyonu, “Heron” isimli insansız uçaklar ile “gece görüş” ve “hedef tespit” sistemlerinin temininde İsrail’le işbirliğine ve İsrail teknolojisine bağımlılık söz konusudur. Nihayet son bir tespit daha yapalım: Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi'nin 2008 yılı raporuna göre, İsrail Türkiye'ye en çok silah satan ikinci ülke konumundadır.

İşte size “tek bir fotoğraf karesi ve diplomatik skandalın teknoekonomisi”. “Bilimi ve teknolojisiyle”, “ekonomisi ve sanayisiyle” güçlü olan ülkeler, uluslararası ilişkiler ve diplomaside de her koşulda “dik” durabilirler. Gerisi laf-ü güzaftır.

İyi haftalar

Ulus Gazetesi (25. 01. 2010)

www.ulusgazetesi.com
Krizalit ©